MARGUERİTE YOURCENAR / Hadrianus'un Anıları


Hadrianus'un Anıları'nda insanlar Antinous’un öyküsünü, bir aşk serüvenini görmek istediler, ancak aşk yalnızca kitabın beşte birinde yer oluşturur, elbette ki en heyecanlı bölümünü. Elbette çok değerlidir, çünkü Hadrianus’un yaşamında da değerli olmalıdır. Ancak hiç de yapıtın tümünü simgelemez. Aşksız Hadrianus’un Anıları imgelenebilir; bu eksik, ancak yine de büyük bir yaşam olacaktır.


Hadrianus'da, yaşamının sonuna doğru onu çevrelemeye başlayan bir tür dinsel coşku vardır. Dönemle ilgili belgelerde bu açıkça görülebilir. Günümüzdeki tanrıbilimsel jargon'un dediği gibi, insanlar bir güce, bir büyüleyime inanıyorlardı. Bunu onun dışında kimse için söyleyemeyiz, bu ister büyük bir oyuncu, ister büyük bir müzisyen, isterse de halkını ölüme sürükleyen Reverend Jones olsun. Bu bir yetenektir, zorunlu olarak, güçlü yanı olmasına karşın, Hitler gibi bir “Lider'de olmayan özel bir yetenektir. Yaşamının sonuna doğru, pragmatizmine karşın, Hadrianus esinli ya da sanrılı bir insan olur.

Başlangıçta, çok yetenekliymiş gibi görünmez; Hadrianus'un ilk dönemleri yavaştır ve bu onda beni ilgilendiren şeylerden biri. Çünkü on beş yaşından kırk yaşına kadar, tüm aşamaları yavaş yavaş geçer. İyi bilmediği Latince’yi öğrenir (Sevilla aksansıyla konuşur), Yunanca'yı öğrenir, kendisini yetiştirir; tüm askeri ve sivil görevlerden geçer; barbar ülkelerle ilgili deneyim kazanır; Domitius'un yönetimi altında ortaya çıkan kriz döneminde, olaylara karışmadan, önlemli bir şekilde davranır, genç olduğu için akıl hocası bilgeler tarafından frenlenir. Roma barışının insanı, on beş yılını savaşlarla geçirir. İmparator olur olmaz, Parth savaşını durdurur. Daha sonra, istemese de -Filistin savaşıdır bu- ancak yıllar sonra, farklı gereksinimleri olan iki uygarlık arasındaki ezeli yanlış anlama yüzünden, kuşkusuz savaşmak zorunda kaldı. Bu yüzden, ona bu savaşın yenilgilerinden biri olduğunu söylettim.

Hadrianus bir dehadır. Günümüzdeki birçok tarihçi benimle aynı düşüncededir. Çünkü ender bir zekâyla, sürekli olarak yenilik ya da durmadan düzeltim yapar. Borca batmış bir İmparatorluk devralır ve hayran olunası bir yetenekle, ekonomiyi yeniden ayaklandırır; demagojik sözbilime düşmeden, köleliğin koşullarını iyileştirir; paralarının üzerinde de dediği gibi, “ülke sınırlarını kesinler". Bununla birlikte. Roma birliğini tehlikeye sokmadan, illeri "eski durumlarına kavuşturur". Kanunları inanılmaz ölçüde esnektir, hayranlık uyandıran bir görgücülükle, Yunan felsefecilerin düşüncelerini uygular ve Helenizm’i kendisini zorla kabul ettirmez; Yunan sanatında kendisiyle birlikte sona eren, yeni bir gelişme dönemi başlatır, ne Praxitele ne de Scopas onun hizmetinde çalıştı, ancak Yunan sanatı kısmen de olsa o çalışma sayesinde bu güne ulaştı. Her konuda çok zekiydi. Geçmişle ilgilense de, geleceği o kadar da unutmadı. Bize, Sueton'un, büyük gösterili filmlerin ve romanların tipik imparatorundan, daha yakındır; bir anlamda, bir Rönesans insanıdır.

Ancak çok daha eski bir dünyaya. Yunan dünyasına yönelmiştir. Rönesans insanlarının yaptıkları gibi. Ancak, onunla karşılaştırılabilecek bir Yunan politika adamı tanımıyorum; onlarda eksik olan yetkinliktir. Yunanistan kendisini önemsiz çekişmelerle öldürdü. Bir ayrık vardı elbette ki. Büyük İskender, ancak o da kayan bir yıldızdı.






Hadrianus hızlı değildir. Onda hoşuma giden yönlerden birisi de budur; özellikle aydındır, kendi dünyası dışındaki dünyalara açıktır... Örneğin imgelediğimiz barbar dünyalar belki de olduklarından daha barbardırlar. Sıradan bir Latin şairi, Florus, dalga geçerek: “İmparator, İskit karı ve Bröton yağmuru altında, soğuk ülkelerde gezmeyi seviyor” der. Neredeyse ona yanıt veriyordu: “Roma'da tavernalarda kalın, yazından söz ederken sivrisineklerin sizi sokması sizin bileceğiniz iş”. Barbar dünyanın bu anlamı. Yunan dünyasına duyulan bu ateşli arzu yenidir, unutmamak gerekir ki Roma’da daha iyi olan ne varsa Yunanistan'ı erkenden benimsedi; bu anlamda, Hadrianus Skipionlar'ın geleneğini sürdürür. Aynı şekilde doğu dünyasına duyulan o hayranlık, icat etmediği, ancak kendisine çağdaş olan dinsel coşkunun büyük ateşi de yenidir.

Hadrianus’un başarısı Antinous, istemdışı, başarısı. Belki, bu hem Yunanistan hem de Asya insan ülküsünü simgeleyen biriyle karşılaşmak oldu. Bize neredeyse rastlantısal olarak söylenen ve daha sonra olası en iyi formül gibi anımsadığımız bu sözcüklerden biri geçenlerde beni şaşkına çevirdi. Bir kadın kazıbilimci, o dönemde Ostie müzesinin müdürü Bayan Raissa Calza, söz konusuydu. Antinous'un bazı büstlerine bakıyorduk; bu farklı yüzlerden hareketle tam bir benzerliğe ulaşmak amacıyla, onlarla ilgili görünümleri artırmak için bilgi topluyordum ve Bayan Calza (Chirico’nun ilk eşiydi ve onunla evlenmeden önce Rus Balesinde görev almıştı), evet Bayan Calza, o büstlerden birine bakarken bana: “Nijinski!" dedi. Bu çok şeyi anlamama yardımcı oldu. Birden bire birinin, büyük bir yönetmenin arzularını simgeleyen kişi ve bir anlamda imparator, büyük bir yönetmendir. Bu tutku yönünü aza indirgemiyor, ancak idol yönünü açıklıyor.

...

Belki de Antinous'un, günümüze kadar çok yerilen ölümünden sonraki kültü, gerçekte dinsel ve tutkusal ülküsünü son derece simgelemiş olmalıydı. Bir yazgıyı oluşturmak için neredeyse her zaman çılgınlık gerektiğine inanıyorum.

Antonious'un kültleştirilmesine, Eski-Roma tarafından belirli bir edilgen karşı koyma olmuş olmalı; Antinous’un Roma paralarında yer almaması, bunu kanıtlar. Roma paralarının basılmasıyla ilgili karar Senatoya aitti. Her yerde, tüm Yunan ve Küçük Asya kentlerinde Antinous paraları vardır. Roma parası yoktur, Hadrianus bunun olmasını kuşkusuz arzulardı. Ancak burada, öyle görünüyor ki. Senatoya danışılmış olsa da, asla izin verilmedi. Bu olumsuz bir kanıt, ancak Senatonun, İmparatora olan eski düşmanlığını anımsamak gerekir. Buna karşılık olarak İmparator, Hadrianus kendi kalıtını ustaca düzenlememiş olsaydı, Senatoyu Hadrianus'un yaptıklarını tümden yıktırmaya zorlamış olacaktı.




 Antinous'un ölümü:

 Bunu Hadrianus’un açıklayabileceği kadar, kendim açıklayabileceğim kadar açıkladım. Öncelikle, Antinous kendi özverisinin değerine inanmış olmalıydı. Belki de, kendi gözde durumunda, yan ritüel intihar bir çıkış yoluydu. Yaşlılıktan, tutkunun yıpratmasından, saraydaki entrikaların iğrençliğinden kurtuluyordu. Antinous’un aşağı yukarı beş yıllık bir süreyi kapsayan "yönetimi", bazı açılardan aslında çok uzundu. Gözdesinin ölümünden bir kaç hafta önce, Hadrianus’un İskenderiye’den yazdığı mektup tam olarak Hadrianus tarzındadır, tamamıyla aslına uygun olmasa da; mektupta biraz gıcırtılı bir tür hafiflik vardır. Hadrianus'un, o anda, eger bir gariplik varsa, kendisini hafif bir zevk adamı olmaya bıraktığı düşünülebilir, O zaman bu az çok istemli ölüm anlaşılabilir. Kroniklerin değişkesine göre, Antinous’un intiharı kendisini Hadrianus için feda etmektir, ya da düşman bir kroniköre göre intiharı isteyen Hadrianus'dur.

Ancak bu değişke ilk olarak yalnızca elli yıl sonra öne sürüldü ve Hadrianus'un kıyıcı olmadığı kanısındayız. Oldukça bayağı batıl inançsal nedenlerden dolayı bir dostun intiharını isteme düşüncesinin olması beni çok şaşırtırdı, çünkü bu ölüm Hadrianus’u ümitsizliğe düşürdü. Komplolara karışmış bir Antinous da görmüyoruz. Hem kösnül hem de melankolik olduğu duyumsanan genç bir Yunanlı -ya da Yunanlı- Asyalıydı.

Antinous üzerinde ısrar eden... Coşkulu bir basınım oldu ve kuşkusuz ben de onun üzerinde ısrar ediyordum. Her şeye karşın, bu Hadrianus’un yaşamının büyük anıydı, bu büyük an kırk beş yıllık çabanın önüne geçse ve dokuz yıllık bir yorgunluğun ardından gelse de. Ancak insanlar bunu tüm süresi içinde, tüm bu yaşamı çok görmek istemediler. Özellikle bir yengi, olağan üstü bir başarı görmek istediler: Şanının doruğunda, zaferler kazanan, sevilen imparator; onları coşturan buydu. Bu kitapta, bana son derece ilginç gelen, ancak okurların pek iyi görmediği her tür öge var. Lucius, başarısız kalıtçı, neredeyse büyük bir prens ve iz bırakmadan ölen inanılmaz bir insandır. “Aşağı yukarı var olan” bu kişiler benim için çok ilginçtirler de.

Hadrianus'un yaşlandığını görmek de ilginç. Bu her bir insan için farklıdır ve insanlar, her zaman bunu söyledim, kendi yollarında yaşlanırlar. Hadrianus’un ki, sonuna kadar götürülmüş açıkgörürlük ve aynı zamanda bazı tarihçilerin dikkat çektikleri o kısa sayıklama nöbetleri, Filistin savaşı karşısındaki kederi, hastalık karşısındaki ümitsizlik anları ve daha sonra her defasında, cesaretin ya da en azından düzenin yeniden sağlanmasıdır.


*
Açık Gözler kitabından


*

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder