'Yedi Yaşında Şairler' Arthur Rimbaud

Burada şimdi benim konum Rimbaud. Gezegenimiz var olmayı sürdürdüğü sürece son şair hep Rimbaud olacak. Bu hakkı da şiirden kaçmakla kazanmış oldu. Şiirde sanrılı sayıklamalarını fiziksel olarak gerçekleştirmeyi başaramamış olan, o burnu büyük yeniyetme Jean Nicholas Arthur Rimbaud, şiirinin geçtiği yol üzerinde büyük bir toz fırtınası kopardı. Eleştirmenler hala gözlerine kaçmış olan tozları çıkarmak için gözlerini oğuşturuyor, kendileriyle inceleme konuları arasındaki kırmızı bulanıklığın giderilebilecek bir yanılsama olduğunu düşünüyorlar. Şiirini bu kadar az umursayan biri olabilir mi? Alchimie verbe'in (Sözün Büyücülüğünün) müsveddesine Rimbaud şöyle yazmıştı: "Maitenant je pui dire que l!art est une sottise". 

"Sanatın bir aptallık olduğunu söyleyebilirim şimdi."



 Rimbaud'nun Les Poetes de sept ans (Yedi Yaşında Şairler) şiiri yelkenlere, bilinmeyen yerlere doğru yapılan yolculuklara duyulan özlemle çocuğun ev hayatının boğucu özelliklerinden tiksintisini güçlü bir biçimde yansıtır. Annenin egemenliği, kendi gölgesinin içinde oturan bir kurbağa gibi şiirin üzerine çöreklenmiştir. Bugün olsa Rimbaud sinirlerini yüksek sesli müzikle yatıştırır (daha önce benzeri görülmemiş diken diken saçlarıyla punkların ilk örneğidir), eline geçen uyuşturucuyu kullanır, şiirlerini aynı derecede yıkıcı binyılın özelliklerine uymaya razı ederdi. Deri ceket, doğranmış, yırtık kot giyerdi. Saldıracağı kendi zamanındaki kadar çok şey olurdu. Kısır yazınsal klikler, imgelemin elektrik akımıyla dağlandığı zaman sara nöbetleri geçiren bir kurulu düzen, damıtılan siyasal zehir, madde tapıncına ayak uyduran kitleler. Bir şair çağından ne isterse onu alır; gerisini denizlerimizi havasız bırakan mavi-yeşil yosunlar gibi ortaya dolanmaya bırakır.

Jeremy Reed



*



Ve gidiyordu Anne ders kitabını kapatıp
Hoşnut mu hoşnut, mağrur, ama nedense görmüyordu
Mavi gözlerinin içinde ve seçkin alnında,
tiksintilere teslim olmuş ruhunu çocuğun.



Her şeye boyun eğiyordu çocuk bütün gün, akıllı mı
Akıllı; ama kötü bir riyayı hemen ele verecek
Birkaç çizgi ve karanlık tikler eksik değildi yüzünde.
Boyası küf tutmuş koridorların karanlığından
Geçerken dil çıkartıyordu, elleri kasığında,
Ve lekeler görüyordu kapalı gözlerinin içinde.
Bir kapı açılırdı akşamleyin: Lambanın ışığında
Görürlerdi onu, yukarda, söylenirken trabzanın başında,
Çatıdan sarkan bir günışığı körfezinin altında.
Özellikle yazın, bitkin ve şaşkın, kapanırdı inatla
Serinliğine helaların, çıkmazdı oradan. Düşünürdü
 rahatça, burun deliklerini kendi hallerine bırakıp.
Günün kokularıyla yıkanmış evin arkasındaki bahçe,
Kışın, ay ışıkları içinde aydınlanınca,
Bir duvarın dibine sinmiş, çamura batmış durumda,
Ve ezici hayaller karşısında gözleri şaşkın,
Dinlerdi çıtırtılarını cılız ağaç dallarının.
Merhamet, arkadaşıydı onun bu yalnız çocuklar,
Zayıf, alınları çıplak, gözleri yanaklarına akmış,
Sarı ve çamur karası cılız parmaklarını bok kokan
Partal giysilerinin altında gizleyen bu çocuklar,
Konuşurlardı budalalar gibi tatlı tatlı kendi aralarında!
Ve korkardı böylesine iğrenç merhamet manzarasına tanık
Olan annesi; çocuğun sevgiyle dolu yüreği sarılırdı
İşte bu şaşkınlığa. Ne güzel. Yalan söylüyordu annesinin
mavi gözleri.

Yedi yaşında, romanlar uydururdu kafasında büyük çöllerin
Hayatına dair, mutlu özgürlüklerin parıldadığı çöller,
Ormanlar, güneşler, ırmaklar, savanalar üzerinde.-
Resimli gazetelere dadandı, yüzü kıpkırmızı bakarken
Gülüşüne ispanyol  kadınların ve italyan kızlara,
Geldi, kahverenkli gözlü, çılgın, yerli giysileri içinde,
Komşu işçilerin sekiz yaşındaki kızları,
Bu küçük vahşi gelip üzerine atıldı çocuğun,
Bir köşede asılmaya başladı saçlarına,
Çocuk, alta düşmüş durumda, ısırdı kızın kıçını,
Çünkü donsuz gezerdi bu kız her zaman.
-Ve çocuk kızın tekme tokatlarıyla çürük içinde
Odasına götürüyordu kokusunu kızın teninin.

Korkardı aralık ayının solgun pazarlarından,
Saçları pomatlı, oturup mahun sehpanın üzerine
İncil'in yeşil lahana yapraklarını okuduğu pazarlardan;
Karabasanlar görürdü düşlerinde, her gece yatakta.
Sevmezdi Tanrı'yı; ama, tellalların davullar çalıp
Bildiri okuyarak halkı güldürüp kızdırdığı
Kenar mahallelere yabanıl akşamlarda geri dönerlerken
Gördüğü kirli tulumlar giymiş insanları severdi .
-Sevdalı çayırlar hayal ederdi, ışık dolu
Dalları, kutsal kokuların, altın tüylerin
Sakin sakin kımıldayıp havalara uçtuğu.

Ve nasıl da hoşlanırdı karanlık şeylerden hayatta,
 Kepenkleri kapalı, yüksek tavanlı, mavi havalı,
Neme teslim olmuş çırılçıplak odasında,
 Durmadan hayal ettiği romanını okurken,
Aşı boyası göklerle, suya gömülmüş ormanlarla,
Yıldız ağaçlarda açmış tensel çiçeklerle dolu romanı
Başdöngüsü, yıkılış, bozgun ve merhamet dolu!
- Mahalle kendi uğultuları içinde yaşarken öyle,
O, aşağıda, -tek başına, bez şiltesinin üzerine uzanmış,
Hayal ederdi derin bir tutkuyla yelken açmış tekneleri.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder