Gece Yarısı Şarkısı


... Hemen her yer sessizliğe ve gizemliliğe büründü; ama derinlerden yavaş yavaş bir çanın sesi
yükseldi. Zerdüşt bu sese kulak verdi daha yüce insanlar gibi; ama sonra parmağını bir kez daha
dudaklarına götürdü ve yeniden konuştu: “Gelin! Gelin! Gece yarısı oluyor!” – ve değişmişti sesi.

Ama o hâlâ yerinden kıpırdamadı: sonra ortalık daha da sessizleşti ve daha da gizemlileşti; herkes,
eşek bile kulak kesildi, Zerdüşt’ün onurlu hayvanları, kartal ve yılan, Zerdüşt’ün mağarası ve büyük
serin ay ve gecenin kendisi de kulak kesildiler. Ama Zerdüşt elini üçüncü kez dudaklarına götürdü ve
dedi ki:
Gelin! Gelin! Gelin! Şimdi dönüşelim! Zamanı geldi: geceye dönüşelim.

* * *

3

Siz daha yüce insanlar, gece yarısı oluyor: bu yüzden bir şeyler fısıldamak istiyorum kulaklarınıza,
şu yaşlı çanın kulaklarıma fısıldayışı gibi, –

– öyle gizemli, öyle korkunç, öyle sevimli konuşuyor ki, bir insandan daha çok şey yaşamış olan bu
gece yarısı-çanı benimle:

– Sizin babalarınızın yüreklerinin acıyla atışını bile saymıştı o – ah! Ah! Nasıl da iç çekiyor! Nasıl
da gülüyor rüyasında! Yaşlı, derin mi derin gece yarısı!

Sessiz olun! Sessiz! Gündüz ses çıkaramayan kimi şeyler duyuluyor artık; serin havada,
yüreklerinizdeki tüm gürültü de sessizleştiğinde, –

– konuşuyor şimdi, duyuluyor şimdi, sokuluyor şimdi, geceyi uyanık geçiren gönüllere; ah! Ah!
Nasıl da iç çekiyor! Nasıl da gülüyor rüyasında!

– Duymuyor musun, nasıl da gizlice, korkunç, bir biçimde, içten, konuşuyor o seninle, o kadim,
derin mi derin gece yarısı?

Ey insan, kulak ver!

* * *

4

Vay halime! Nereye gitti zaman? Derin kuyulara düşmedim mi? Dünya uyuyor –
Ah! Ah! Köpek uluyor, ay parlıyor. Gece yarısı yüreğimin şimdi neler düşündüğünü size
söylemektense, ölürüm daha iyi.

İşte öldüm bile. Geçti gitti. Örümcek ne örüyorsun etrafıma? Kan mı istiyorsun? Ah! Ah! Çiy
düşüyor, saat geliyor –

– beni üşütüp donduran saat, sorup sorup duran: “Kimde var bunu kaldıracak yürek?

– Kim olacak yeryüzünün efendisi? Kim diyecek: Böyle akmalısınız, siz büyük ve küçük ırmaklar!”

– Vakit yaklaşıyor: ey insan, sen daha yüce insan, kulak ver! Bu konuşma hassas kulaklar içindir,
senin kulakların için – derin gece yarısı ne söyler?

* * *

5

Beni çekip götürüyor, ruhum dans ediyor. Günlük iş! Yeryüzünün efendisi kim olacak?

Ay serin, rüzgâr susuyor. Ah! Ah! Yeterince yüksekten uçtunuz mu? Dans ettiniz: ama bir bacak bir
kanat değildir henüz.

İyi dansçılar, işte bütün zevk sona erdi, şarap tortulandı, çanaklar yıprandı, mezarlar mırıldanıyor.

Yeterince yükseğe uçmadınız: şimdi mezarlar mırıldanıyor, “Ölüleri kurtarın! Gece neden bu kadar
uzun? Ay sarhoş etmiyor mu bizi?” diye.

Siz daha yüce insanlar, kurtarın mezarları, uyandırın cesetleri! Ah, daha ne kazıyor ki solucan?
Yaklaşıyor, yaklaşıyor saat, – ―

– uğulduyor çan, horulduyor hâlâ yürek, kazıyor hâlâ ağaç kurdu, yürek kurdu. Ah! Ah! Derindir dünya!

* * *



6

Tatlı lir! Tatlı lir! Seviyorum sesini, sarhoş uğursuz sesini! – Ne kadar geçmişten, ne kadar uzaktan
geliyor sesin, çok uzaktan, aşk havuzlarından!

Sen yaşlı çan, sen tatlı lir! Her acı paraladı yüreğini, baba acısı, babalar acısı, atalar acısı, konuşman
olgunlaştı, –

– altın rengi sonbaharlar ve öğleden sonraları gibi olgun, benim münzevi yüreğim gibi – şimdi sen
diyorsun ki: Dünyanın kendisi olgunlaştı, üzüm karardı,

– şimdi ölmek istiyor, mutluluktan ölmek. Siz, daha yüce insanlar, almıyor musunuz kokusunu?
Gizliden gizliye yayılıyor bir koku,

– bir sonsuzluk ıtırı ve kokusu, gül gibi mutlu kahverengi altın – şarap – kokusu eski mutluluğun,
– gece yarısı ölümünün sarhoş mutluluğu diyor ki: Derindir dünya, daha derindir gündüzün düşündüğünden.

* * *

7

Bırak beni! Bırak beni! Senin için fazla temizim ben. Dokunma bana! Dünyam mükemmelleşmedi
mi az önce?

Tenim fazla temiz senin ellerin için. Bırak beni, seni aptal, aksak, boğucu gün! Gece yarısı daha
aydınlık değil mi?

En temizler olmalı yeryüzünün efendileri, en tanınmayanlar, en güçlüler, gece yarısı ruhları, bütün
günlerden daha aydınlık ve daha derin olanlar.

Ey gün, ardımdan mı geliyorsun? Mutluluğumu mu yokluyorsun? Zengin, yalnız, bir define, bir
hazine miyim senin gözünde?

Ey dünya, beni mi istiyorsun? Dünyevi miyim senin gözünde? Ruhani miyim yoksa? Tanrısal
mıyım? Ama gün ve dünya, siz çok hantalsınız, –

– daha becerikli elleriniz olsun, daha derin mutluluklara uzanın, daha derin mutsuzluklara, herhangi
bir tanrıya uzanın, bana uzanmayın:

– Benim mutsuzluğum, benim mutluluğum derindir, ey tuhaf gün; ama bir tanrı değilim ben yine de,
bir tanrı cehennemi değilim: derindir onun acısı.

* * *

8

Tanrının acısı daha derindir, ey tuhaf dünya! Tanrının acısına uzat elini, bana değil! Neyim ki ben!
Sarhoş, tatlı bir lir, –

– bir gece yarısı-liri, bir çan sesli kurbağa, hiç kimsenin anlamadığı, ama sağırlara konuşması
gereken, ey daha yüce insanlar. Çünkü siz beni anlamıyorsunuz!

Geçti! Geçti! Ey gençlik! Ey öğle! Ey öğleden sonrası! Şimdi akşam geldi ve gece ve gece yarısı –
köpek uluyor, rüzgâr:

– Bir köpek değil midir rüzgâr? İnliyor, havlıyor, uluyor. Ah! Ah! Nasıl da iç çekiyor! Nasıl da
gülüyor, nasıl da hırıldıyor ve soluyor gece yarısı!

Nasıl da aklı başında konuşuyor bu sarhoş şair! Fazla mı kaçırdı sarhoşluğu? Fazla mı uyanık şimdi?
Geviş mi getiriyor?

– Acısını geviş getiriyor rüyasında, bu kadim, derin gece yarısı; acısından çok da hazzını. Acı
derinleştiğindeki haz: Haz daha da derindir yürek acısından.

* * *

9

Ey asma dalı! Ne översin beni? Kestim ya seni! Gaddarım ben, kanıyorsun sen –: ne ister övgün
benim sarhoş gaddarlığımdan?

“Mükemmelleşen, olgunlaşan her şey, – ölmek ister!” diyorsun sen. Kutlu olsun, kutlu olsun bağcı
bıçağı! Ama ham olan her şey yaşamak ister: yazık!

Acı der ki: “Yok ol! Git, ey acı!” Ama acı çeken her şey, yaşamak ister, olgunlaşsın ve neşelensin ve
özlem duysun diye,

– daha uzaktakine, daha yüksektekine, daha aydınlık olana özlem duysun diye. “Mirasçı isterim,”
der acı çeken her şey, “çocuk isterim, kendimi istemem,” –

Ama haz mirasçı istemez, çocuk istemez – haz kendisini ister, bengilik ister, geri gelmek ister, her-
şeyin-hep-aynı olmasını ister.

Acı der ki: “Parçalan, kana, yürek! Yürü, bacak! Kanat, uç! Buraya, yukarıya! Sancı!” Pekâlâ! Hadi
bakalım! Ey yaşlı yüreğim: Acı der ki: “Yok ol!

* * *

10

Siz daha yüce insanlar, ne dersiniz? Bir kâhin miyim ben? Hayalperest miyim? Sarhoş muyum? Bir
düş yorumcusu muyum? Bir gece yarısı-çanı mıyım?

Bir çiy tanesi miyim? Bir sonsuzluk buğusu ve kokusu muyum? Duymuyor musunuz? Kokusunu
almıyor musunuz? Az önce mükemmelleşti benim dünyam, gece yarısı öğledir de, –
bir hazdır da ağrı, bir kutsamadır da lanet, bir güneştir aynı zamanda gece – çekip gidin ya da
öğrenin; bir bilgedir aynı zamanda bir deli de.

Hiç Evet dediniz mi hazza? Ey dostlarım, o zaman Evet demiş oldunuz her acıya. Her şey birbirine
kenetli, bağlı, sevdalıdır, –

– hiçbir defayı iki defa olsun istediniz mi; hiç dediniz mi “Hoşuma gidiyorsun mutluluk! Sessiz ol,
an!” Öyleyse istemiş oldunuz her şeyi geriye!

– Her şey yeni baştan, her şey bengi, her şey birbirine kenetli, bağlı, sevdalı, böyle sevdiniz siz
dünyayı, –

– siz bengi olanlar, sonsuza dek ve her zaman seversiniz onu: ve acıya dersiniz ki: Yok ol, ama gel geri! Çünkü her türlü haz – bengilik ister!

* * *

11

Tüm hazlar, her şeyin bengiliğini ister, bal ister, maya ister, sarhoş gece yarısını ister, mezarlar
ister, mezar başında dökülen gözyaşlarının tesellisini ister, altın kaplı akşam kızıllıkları ister –

– neler istemez ki haz! Daha susuz, daha yürekten, daha aç, daha korkunç, daha gizemlidir o her
türlü acıdan, kendini ister, kendi kuyruğunu ısırır, halkanın istemi onda çabalar, –

– sevgi ister, nefret ister, çok zengindir, hediye eder, fırlatıp atar, dilenir birisi onu alsın diye, alana
teşekkür eder, nefret edilmekten hoşlanır, –

– öyle zengindir ki haz, acıya susar, cehenneme, nefrete, utanca, kötürüme, dünyaya susar, – çünkü,
ah, bilir o bu dünyayı, bilir!

Sizi daha yüce insanlar, sizi özler o dizginsiz, kutlu haz, – sizin acınızı ister, ey başarısızlar!
Başarısızları özler tüm sonsuz haz.

Çünkü her türlü haz kendisini ister, bu yüzden yürek acısını da ister! Ey mutluluk, ey acı! Ah,
parçalan, yürek! Siz daha yüce insanlar, öğrenin artık, haz bengilik ister,

Haz tüm şeylerin bengiliğini ister, derin mi derin bengilik ister!

***

12

Öğrendiniz mi şarkımı? Anladınız mı ne manaya geldiğini? Pekâlâ! Hadi bakalım! Siz daha yüce
insanlar, hep birlikte söyleyin şarkımı!

Şimdi kendiniz söyleyin bu şarkıyı, “Bir kez daha”dır şarkımın adı, “tüm sonsuzluğa!”dır anlamı,
söyleyin daha yüce insanlar, Zerdüşt’ün şarkısını!

Ey insan! Kulak ver!

Derin gece yarısı ne söyler?

“Uyudum, uyudum –,

“Uyandım derin rüyalardan: –

“Derindir dünya,

“Daha derindir, gündüzün düşündüğünden.

“Daha derindir acısı –,

“Haz – daha derindir yürek acısından:

“Acı der ki: Yok ol!

“Oysa tüm hazların istediği bengilik–,


“Derin mi derin bengilik!”



Gustave Mahler- Symphony 3, movement 4 
(Nietzsche- Midnight Song)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder